Pazarcık Tarihi - Bölüm 1

PAZARCIK’A AİT TARİHİ BİGİLER:

 

            Eski Çağlar:

            Bölgenin prehistorik (tarih öncesi) dönemlerden beri önemli bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir.       Bu günkü Yukarı Pazarcık yakınındaki Kırk Mağaralar ,Sapaca mevkiindeki mağara mezarlar ile mahalli olarak ‘Dinemeç’diye söylenen küçük tepede ve Büyükpınar çevresinde  bulunan kalıntılar bunu doğrulamaktadır. Bu mezar ev olarak kullanılan mağaralarda bulunan insan iskeletlerinin üzerleri taşla kapatılmış olup, aynı mezarlarda içinde sıvı bir madde(muhtemelen gözyaşı) bulunan küçük şişelere rastlanılmıştır. Yine Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Yard. Doç.Cevdet Merih EREK tarafından 2007-2008 yıllarında yapılan bilimsel yüzey araştırmaları bulgularına göre; Aksu vadisindeki  Yusufun Kayası denilen alandaki mağara evin “epi paleolitik-eskitaş”dönemine ait olduğu ve M.Ö.14.bin yıla ait, Atatan mevkiindeki “Çeto’nun Mağarası”olarak söylenen mağra ise yine eski taş dönemine ait olup,yaklaşık M.Ö. 16-17.Binli yıllara ait hayat bulgularını içermektedir. Sarıl köyündeki mağaralar da “epi paleolitik” döneme ait insan barınaklarıdır. Salmanıpak köyündeki mağaraların ise orta paleolitik döneme ait oldukları belirlenmiştir. Bu bulgular ve araştırmaların sonucunda,  Pazarcık ve çevresinde insan yerleşiminin M.Ö. 16-17. binli yıllara kadar geriye gittiği açık olarak görülmektedir. Diğer taraftan Kırkmağralar diye bilenen kaya oygusu mezar evler Roma Dönemi M.Ö. I.yuzyıla ait arkeolojik eserlerdir.   

İlkçağlarda Roma-Helen hakimiyetinde bulunan bölgede çeşitli yerleşim merkezleri kurulduğu kesindir. Özellikle bugünkü Yukarı Pazarcık’ta ki Büyükpınar ve çevresi  bu dönemlerde yoğun bir iskan bölgesi ve şehirleşmeye sahne olmuştur.  Pazarcık yöresinin Roma- Comagene döneminde KATAMANA ismiyle anıldığı bilinmektedir.  Pazarcık ve çevresinin Adıyaman ve çevresinde hüküm süren ve  tipik bir Roma medeniyetinin temsilcisi olan  Komagene Krallığının toprakları içinde yer aldığı kayıtlarda yer almaktadır.  Ayrıca buralarda yapılan mahalli amaçlı kazı ve hafriyatlarda ortaya çıkan dik dörtgen şeklindeki temel taşları,sulama- içme suyu amaçlı kullanıldığı sanılan kireç-kum karışımı ve kiremitlerle yapılmış, şimdiki (Ulubahçe köyündeki kuyudan getirilen) uzun su kanalları, yine ele geçen Roma-Helen-Bizans dönemlerine ait madeni paralar da bölgenin  bu zamanlarda iskan edildiğini gösterir maddi delilerdir. Bu yerleşimin kronolojik olarak tarihlerini tesbit etmek mümkün olmamakla birlikte Geç Hitit Döneminden (M.Ö.1200-700)  sonra olduğu bilinmektedir.

 

1956-1961 yılları arasında, Sarıl ve Ganidağı yamaçlarında Prof. Kılıç KÖKTEN tarafından yapılan araştırmalar ile Kelibişler- Domuztepe Ören yerinde,K.Maraş Müzesi ile Prof.Elizabeth CARTER başkanlığında yapılan kazılarda ortaya çıkan M.Ö.6500-5000 yıllarına ait buluntular bölgenin Prehistorik(Tarih öncesi) devirlerde iskan edildiğini göstermektedir.Sarıl ve Ardıl yakınlarında mağaralarda bulunmuş kesici aletler,ok uçları ve tanrıça heykelciği tarih öncesinin arkeolojik belgeleri olarak günümüze kadar gelmiştir.Karaçay köyünde M.Ö.800-750 yıllarına tarihlenen üzerinde gök tanrısını motifi bulunan Hitit Steli, Doğanlı Karahasan köyünde bulunan ve aynı tarihlere denk gelen savaşcı motifli tanrı heykeli,- ile Pazarcıkta bulunan ,M.Ö. 9.yüzyıla ait kral heykeli Hitit egemenliğinin önemli arkeolojik belgeleridir.  Romalıların bu bölgede uzun süre yerleşik medeniyet kurduklarını gösteren bir başka delilde  Evri kasabasında kayalara oyulmuş su sarnıçları ve içerisi mezar taşı (stel)atölyesi olarak kullanılan iki mağara ile Tilkiler ve Ganidağı’ndaki su sarnıçlarıdır Bu sarnıçlar 7-8 metre derinliğinde,4-5 metre genişliğinde ağızları bir metre çapında olup,kaya oyularak açılmış içerisi sıva maddesi ile sıvanmıştır.Ganidağında ayrıca 8 adet kaya mezarı ve kaya barınağı bulunmakta olup, bunların 4-5 metre kare kullanma alanı olup,duvarlara oyulmuş,raflar ve üçgen pirizması şeklinde mum veya çıra koyacak küçük oyuklar mevcuttur.Yine Turunçlu köyünde bu tür arkeolojik eserler yer almaktadır. Ayrıca Tilkiler Hındolar Obasında tavşan büyüklüğünde taştan yapılmış fil heykelciği bulunmuş ve Maraş müzesine teslim edilmiştir.Yine Ufacıklı’daki Yılanlı mağara ile Paşa mağarası Roma devrine ait eserlerdir.

Hititler zamanında (M.Ö.2000-700) Pazarcık yöresinin, Mezopotamya ‘da siyasi varlık kuran Asurlular ile Hitit devleti arasında sınır teşkil ettiği, Kızkapanlı-Gözlügöl obasında bulunan Çivi yazılı sınır taşından anlaşılmaktadır.Bu sınır taşında iki tarafın krallarının sınır konusunda anlaşmaya vardıkları Asurca çivi yazılı metin bulunmaktadır.

 

            Bu günkü Türkçe ile sınır taşında  yer alan anlaşma metni şöyledir:

            Önyüz(M.Ö.810-783)

            Asur ülkesinin kralı Şamsi-Adad ve Şamsi-Adad’ın saray hanımı olan Asur Ülkesinin kuvvetli kralının annesi, Dünyanın dört bucağının kralı Salmanaser’in gelini Şammuramat’ın(Semiramis) oğlu Asur ülkesinin kralı ADAD-NİRARİ’NİN sınır taşı.

            Arpadlı Adrame’nin oğlu Atarsumki ile ittifakimdan sekiz kral Kummuh(Hitit) Kralı Uşpilulume’nin zamanında Adad-Nirari ve saray hanımı Sammuramat’a karşı Fırat nehrinin üzerinden(asker) gönderdiler.

            Pakarabubuna şehrinde safların üzerine yürüdüm. Ordugahlarını aldım. Canlarını kurtarmak için yukarı çıktılar            Bu sene Kummuh kralı İşpilulume ile Palam’ın oğlu Gurgum (Maraş) kralı arasında bu sınır taşını koydular(gönderdiler).

            Onu(sınır taşını) İşpilulume’nin elinden veya oğullarının veya torunlarının elinden çalan adam kim olursa, Asur, Marduk,Sin ve Şamaş yargısında yanımda durmasın.

            Tanrım Asur ve Haran’da oturan Sin’in tabusu.

             

Arka yüz: Tarih Salmanaser  IV ( M.Ö. 782-772)

 

Dünyanın(dört bucağın) kralı Şamsi-Adad’ın oğlu Asur ülke sinin kralı, evrenin kralı, kuvvetli kral Adad-Nirari’nin oğlu Asur ülkesinin kralı, kuvvetli kral SALMANASER

Başkumandan . Şamsi-İlu, Şam üzerine yürüdüğü zaman, Şam kralı  Hadiani’nin haracı olarak gümüş,altın,bakır, onun kızı ile zengin çeyizi, onun sarayının hadsiz hazinesini kendisinden aldım.

            Dönüşümde bu sınır taşını Kummuh(Hitit) kralı İŞPİLULUME’ye verdim.          

Onu(sınır taşını) İşpilulume’nin elinden veya oğullarının veya torunlarının elinden çalan adam kim olursa, Asur, Marduk,Sin ve Şamaş yargısında yanımda durmasın. Onun el açışına dikkat etmesinler. Ülkesini kerpiç ile devireyim….nasihat vermesin.

            Tanrım Asur ve Haran’da oturan Sin’in tabusu.

             

 

Yukarıdaki açıklanan belgelerden anlaşılacağı üzere,Pazarcık ve çevresinin Hitit(Eti)-Asur devletleri arasında sınır teşkil ettiği,yer yer iki ülke arasında tampon bölge olarak ey diğiştirdiği sonucuna ulaşmak mümkündür. Bu yörenin Geç Hitit şehir devletlerinden (M.Ö.1200-700) GURGUM adıyla bilinen Maraş şehir devletinin sınırları içerisinde bulunduğu da muhakkaktır.

            M.Ö. 546 yılında Anadolu’yu istila eden İrani kavimlerden Perslerin de bu bölgede geçici hakimiyet kurduklarını söylemek mümkündür.

 

            Bu kapsamda yukarıda adı geçen sınır taşından başka,  Pazarcık yöresinde bulunan ve  çeşitli dönemlere ait(halen Kahramanmaraş Müzesinde sergilenen) eser-kalıntılar aşağıda verilmiştir:

            1956-1961 yılları arasında Prof. Kılıç KÖKTEN tarafından yapılan araştırmalarda Sarıl ve Ardıl köylerinde  prehistorik döneme ait  kemik iğne ve objeler.

            Karaçay köyünde M.Ö. 800-750 yıllarına tarihlenen Hitit Steli( üzerinde gök tanrısı motifi bulunmaktadır).

            Doğanlı Karahasan köyünde  yine M.Ö. 800-750 yıllarına tarihlenen Hitit Steli(üzerinde savaşcı motifi bulunmaktadır).

            Pazarcık’ta bulunan Geç Hitit(M.Ö.9.yy) kral heykel steli

            Helete(Düzbağ) beldesinde bulunan İlhanlı (İslami dönem) sikkeleri.

            Kelibişler köyü Domuztepe Ören yerindeki  Kahramanmaraş Müze Müdürlüğü koordinesinde ve Prof. Elizabeth CARTER başkanlığında yapılan kazılarda ortaya çıkan M.Ö. 6500-5000 yılları arasındaki  Tel Halaf (Kuzey Suriye-Halaf Höyüğü) buluntuları, Roma dönemi buluntuları, kaplar, mühürler, kolyeler vb.

            Arap-İslam Hakimiyeti:

 

            Hz.Ömer zamanında bölgeye sefer yapan Halid bin Velid Pazarcık ve çevresini  fethetmiştir(637).Bu tarihten itibaren Bizans(Roma) ve Araplar arasında bölgenin el değiştirdiğini görüyoruz. Araplar Bizans saldırılarını önlemek için özellikle Abbasiler zamanında Avasım şehirleri(sınır kaleleri ) kurmuşlardır. Bunlardan birisi de bu gün halk arasında ‘ Köroğlu Kalesi’ bilenen Aksu vadisindeki kaledir. Büyük taşlardan yapılı ve içinde su sarnıcı bulanan kalenin Abbasi savunmasının önemli noktası olduğunu göstermektedir.Yine Abbasiler zamanında Bozlar-Abbasiye yerleşim alanı olarak kullanılmıştır.Bozlar köyünün diğer ismi Saray olarak bilinmektedir. Küçük Üngüt ile Saray arasındaki büyük su kanalları muhtemelen Roma döneminin en önemli kalıntılarından birisidir. Abbasiye köyünün ismi de Abbasi varlığına bir delil olarak gösterilebilir.

 

            Selçuklu ve Osmanlı Dönemi:              

           

            Türklerin 10.yüzyıldan itibaren Anadolu’ya geçişleri ile bölge de Türkmen aşiretlerinin yerleşmelerine sahne olmuştur. Özellikle 1071 Malazgirt savaşından sonra Orta Asya-Horasan-Maveraünnehir ve Batı Türkistan’dan gelen Türk boyları,değişik zamanlarda Anadolu’ya akarken,  Moğol akınlarından kaçan Türkmen ve Yörük oymaklarının  göçünden, Pazarcık ve çevresinin de bu kitle halinde yerleşmelerden nasibini aldığı açıktır. Kayıtlarda bölgenin 1085 tarihinde  Emir Buldacı  tarafından fethedildiği yazılıdır. 1563 tarihli Maraş Tahrir Defterinde Pazarcık Nahiyesine ait, Yazı Buldacı ve Yaka Buldacı isimli iki köyün bulunması, Selçuklu komutanı olan Emir Buldacının bu köylere adının verildiği kanısını oluşturmaktadır.

            Anadolu Selçukluları zamanında Kudüs yolu üzerindeki bölgenin zaman zaman Haçlı istlasına ve talanına uğradığı kesindir. Zira Maraş ve çevresi 1098 yılında Haçlıların eline geçmiş, 1105 yılında tekrar Selçuklu Sultanı Kılıçarslan tarafından fethedilmiştir. Bölge bir ara Kilikya Ermeni Kırallığının istilasına da uğramıştır. Anadolu Selçukluların son zamanlarında (1258 ve sonrası) Anadolu’yu kasıp kavuran Moğol-İlhanlı istilasına karşı, Mısır Memlük Sultanı Baybars’ın kazandığı 1260 tarihindeki Aynı Calut savaşından sonra bölge Ermeni ve Moğol işgalinden kurtulmuştur. 1273 yılında Göynük Kalesi( bu gün Köroğlu kalesi diye bilenen kale)  alınarak Memlüklere bağlanmıştır. Bu bilgiler ışığında Baybarsın Pazarcık üzerinden Anadolu’ya geçtiği iddiası gerçeğe çok yakındır. Tarih Profesörü Faruk SÜMER’in ifadesi doğrultusunda bu yolun Araban-Sarıl-Mülk –Ganidağı-Pazarcık-Göynük –Elbistan güzergahı olacağı kuvvetle muhtemeldir. Sarıl-Ganidağı arasında kesme taşlardan yapılmış geniş bir yol bu görüşü doğrulamaktadır. Bu gün Ulubahce ile Araban yol ayırımı arasında kalan ve çok yakın zamana kadar kesme taşlarla yapılmış yolun bulunduğu alan “Döşeme” ismi ile anılmaktadır. Bu bağlamda  Mısır Sultanı  Melik Kamil ile  Anadolu Selçuklu Sultanı Alaiddin Keykubatın  arasının açıldığı yıllarda ( M.1232-33) Melik Kamil’in büyük bir orduyla Anadoluya Pazarcık –Göynük üzerinden geçtiği, önce Maraş’ı ,(Sis) Kozan Ermenilerinden kurtardığı, ancak Keykubatın yolları tutması üzerinden geri döndüğü kayıtlarda yer almaktadır. Yine   Helete(Düzbağ) de bulunan (Moğol(İlhanlı) sikkeleri bölgede İlhanlı hakimiyetinin de varlığını gösterecek tarihi delil olarak görülmektedir.

 

            Öte yandan Maraş ve çevresinin  Memlük üstünlüğüne geçmesinden sonra Moğol ve Ermeni saldırılarından kurtulan  bölgede yaşayan BOZOK Türkmenleri ( Bayat-Afşar-Beydili)  Dülkadirli Beyliğini kurmuşlardır. Dülkadir Beyliğinin bölgedeki diğer güçler olan Mısır Memlüklüleriyle, Kilikya Ermeni Krallığı, Sivas Eretna Beyliği ve Karaman Beyliği ile sonraları ise Osmanlı Devleti ile zaman zaman hakimiyet mücadelesi yaptıkları, özellikle Memlük ve Osmanlı Devletlerinin yanında veya karşısında yer almak zorunda kaldıkları bilinmektedir.

           

            Maraş ve Elbistan çevresinde 200  yıla yakın egemen olan Dulkadir Oğulları, bölgenin önemli yerleşim yerlerinde bu güne ulaşan eserler meydana getirmişlerdir. Bu eserlerden ikisi Pazarcıkta bulunmaktadır. Bunlardan birisi Bulanıklı cemaatinin kışladığı Mihriban mezrasında bulunan camii ve zaviye ile Göynükte bulunan Murat Bey(Dülkadirli hükümdarı Süleyman Beyin torunu) Camiidir. Ancak bu eserlerden hiç birisi bu gün ayakta değildir. Mihriban mezrasının da bu gün hangi yerleşim yerine denk geldiği belirlenememiştir.

1515 Turnadağı Savaşı ile Osmanlı Hakimiyetine girince bölgede bu şekilde Osmanlı topraklarına katılmıştır.1521 yılında ise Pazarcık Zülkadriye(Maraş) Eyaletine bağlanmıştır.

             1530 tarihli belgede (Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) TD 998. s.430-431)  Pazarcık Nahiyesinin merkezi konumundaki Bağdın-i Sagir ve  Bağdın-i Kebir ile diğer köy ve mezraların nufus ve gelir durumu gösterilmiştir.  Bilinmelidir ki o zamanlarda Pazarcık bir bölge adı olarak anılmaktadır.

            İki merkez köyün vergi amaçlı yapılan tespite göre durumu aşağıda gösterilmiştir.

            Bağdın-ı Sagir                                                   Bağdın-ı Kebir

            Hane: 23                                                            Hane: 35

            Mücerret(Bekar erkek)9                                    Mücerret : 13

            İmam: 1                                                             Kethüda :1        

            Kethüda: 1                                                        Toplam gelir: 5804 akçe

            Toplam gelir 7153 akçe

 

            Ayrıca. Bağdını Kebir’e bağlı;  Dikilitaş, Tepecik Viranı, Sayaca Bağdın, Ödek, Gök Alan, Beriberi, Kozluca Abad isimli mezralar(obalar) da yerleşik alan olarak görülmektedir. Bu oba türündeki  yerleşim yerleri şüphesizki göçebe çadırlarından oluştuğu için bu gün sadece” Gök alan” ismi mevki adı( Büyükpınardan Aksu köprüsüne giden yol üzendeki geniş ekim alanları)olarak kullanılmaktadır

 Buna göre Pazarcık Nahiyesinin 47 köyü ve 28 mezrası bulunmasına rağmen, köy ve mezraların 45 tanesinde nüfus yaşamaktadır.. Diğer köyler ise boş ve viran durumda olup arazileri civar köyler tarafından işlenmektedir.  Bu tarihte toplam nahiye gelirinin 174477 akçe olduğu kayıtlarda yer almaktadır. Yine Bağdın-ı Kebir sınırları içerisinde Kızıl Hasan Çifliği(bu gün nerede olduğu bilinmiyor) ile Alaüddevle Bey Vakfına ait Hanyeri(bu gün aynı isimle söylenen bir muhit bulunmaktadır) isimli çiftliklerin 250 akçelik gelirleri Maraş’taki Taş Medrese ve Bekutiye Medreselerinin giderleri için tahsis edildiği, Ardıl köyünün gelirinin yarısının da aynı medreselere ve Taş Mescide tahsis edildiği 1563 tarihli Maraş Tahrir Defterindeki kayıtlarda yer almaktadır. 

Yine 1563 tarihli Maraş Tahrir Defteri kayıtlarında Pazarcık, Maraş Sancağına bağlı bir nahiye olarak görülmektedir. Bu defterde Pazarcık Nahiyesi,Bağdın-ı Sagir ve Bağdın-ı Kebir olarak iki yerleşim yeri ile (47) Köy(Kariye) ve (28) Mezradan meydana gelmektedir. Vergi toplama amaçlı tutulan bu kayıtlarda geçen köy ve mezra isimlerinden bazılarının bu günkü hangi yerleşim yerleri olduğu tesbit edilememiştir.

 

Ayrıca bu günkü Ufacıklı köyünde Aladinek ,Göynükte de Göynük isimlerinde Nahiye teşkilatının olduğu kayıtlarda yer almaktadır.Göynük ve Aladinek nahiyelerine bağlı (8) er köy ,Göynükte 11, Aladinek’te ise 17 mezra bulunmaktadır. Bu kayıtlarda görüleceği gibi, Pazarcık’ta 1970, Aladinek’te 409 ve Göynükte ise 529 vergi nüfusu bulunmakta olup bunların hepsi de müslüman nüfustur.

1563 tarihinde Pazarcık,Aladinek ve Göynük Nahiyelerinde bulunan,  bu gün aynı , benzer veya değişik  isimle varlıklarını sürdüren köyler, yerleşim yerleri , muhitler:

Pazarcık Nahiyesi:

Bağdın-ı Sagir, Bağdın-ı Kebir, Kirni, Yumaklu(Yumaklı Cerit), Çiçek, Tolhum, Pazarcık Öyüğü( Baraj içinde kalan höyük), Kösüklü(Bu gün Gölbaşına bağlı), Mizmilli, Dibek Öyüğü(Osman Dede), Yaslıca Pazarcık(Muhtemelen Ördek Dede),  Derbent Ağzı( Karabıyıklı), Taş Biçme, Eğlen, Erikli.

Aladinek Nahiyesi:

Aladinek(Ufacıklı), Harmancık, Karagöl, Dağdancık(Arabana bağlı köy), Ekizgölü Mezrası, Yedigöl-Hopur Mezrası, İğde Mezrası, Karasarnıç Mezrası.

 

Göynük Nahiyesi:

Göynük köyü, Yılankoz mezrası(muhtemelen Helete tarafında) Çataltepe mezrası(bu gün Gölbaşı ilçesine bağlı köy), Gökçayır Mezrası.

 

 

 

            1563 tarihli Maraş Tahrir Defterindeki kayıtlara göre, Pazarcık Nahiyesinde,1970 erkek nüfus, 846 kazanç sahibi evli erkek, 570 iş ve kazanç sahibi bekar erkek, 103 sipahi( Sipahiler kendilerine dirlik arazisi verilenler tarafından beslenen atlı askerlerdir) bulunuyordu. Aladinek Nahiyesinde 409 erkek nüfus,146 evli ,187 bekar erkek, 11 sipahi; Göynük te ise 529 erkek nüfus,202 evli erkek,164 bekar erkek vergi nüfusu bulunduğu görülmektedir.

            Pazarcık’ın nahiye olduğu dönemlerde ki yerleşim yeri ,Ulubahçe’nin bir kilometre kuzeyinde ki bağ-bahçelerin bulunduğu Sapaca vadisidir.. Burada bulunan camii kalıntısı,kazılarda ortaya çıkan Osmanlı paraları ve halen harabe halde bulunan mezarlık en önemli delil olarak kabul edilmektedir. Sapaca’dan vurgun ve soygundan kurtulmak amacıyla, Ulubahçenin hemen güneyinde ki Harabe diye anılan yüksek bir tepeye göç edilmiştir. Pazarcık’ta soygun ve talanı yapanların Tecirli Türkmen aşireti olduğu kayıtlarda yer almaktadır. Ayrıca Alıcu Atlı cemaatinin de zaman zaman  talan yaptığı bilinmektedir. Yine Çepni oymağının Pazarcık ve Keferdiz nahiyelerini talan ederek kıtlığa sebeb oldukları Osmanlı kaynaklarında yer almaktadır( İbnülemin ts.dahiliy ks. Num.839). Muhtemelen Sapaca’dan Harabe tepesine göçün nedeni budur. Zira eskiden beri süre gelen söylentiler de bu yönde yoğunlaşmaktadır. Harabe tepesinde ev kalıntıları, büyük ve yaşlı ağaçlar halen ayaktadır. Harabe tepesinden bu günkü Ulubahçe’ye (Bağdın-ı Kebir) ne zaman taşınıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1825-1826 yıllarda  olduğu kuvvetle muhtemeldir. 1563 tarihli Maraş Sancağı(Liva) Tahrir Defterinde bölge adı olarak zikredilen Pazarcık Nahiyesinin nüfus yerleşiminin yoğunluğunu iki merkez köy(Bağdın-ı Sagir-Bağdın-ı Kebir) de olduğu görülmektedir.

           

            Osmanlı döneminde  uzun süre  idari  olarak Nahiye teşkilatı şeklinde yapılanan Pazarcık, 1877 yılında Kaza olmuştur. Nüfus ve tapu kayıtlarının 1877 tarihine kadar inmesi  bu tarihi doğrulamaktadır. Nahiye olduğu dönemlerde merkez köy olarak anılan Bağdın-ı Sağır(Sagir) (Küçük Bağdın-Küçük Bahçe) Kaza teşkilatının kurulduğu yer olarak bilinmektedir.  Pazarcıkta Belediye teşkilatının kurulduğu tarih ise 1917 dir.  Pazarcık 1933 tarihinden itibaren kısa bir süre için Antep İline  bağlı bir kaza durumuna getirilmiş ise de 12 Ocak 1944 yılında yeniden Maraş’a bağlanmıştır.

             Halep Eyaleti  (Maraş Sancağı) Salnamesinde; Pazarcık Kazasının (H.1309-M.1891 ) tarihindeki yönetimi ile bilgiler verilmiştir.

            Buna göre:  Pazarcık  kaza yönetimi aşağıdaki şekilde oluşmuştur:

 

                                                           Kaymakam İsmail Hakkı Bey

            Kaza İdare Meclisi:

Tabiî üyeler: Naib Halil Efendi, Müftü, Mal Müdürü Muhittin Efendi(müderris) Tahrirat Katibi(Yazı işleri katibi) Ali Rıza Efendi;

Seçilmiş Üyeler: Mustafa Ağa, Ahmet Ağa, Hacı Mehmet Ağa

 

 Mal Kalemi: Mal Müdürü Muhittin Efendi, yardımcısı Ali Avni Efendi, Refiki Arif Efendi, Sandık Emini Ohannis Efendi

Nüfus Memuru Vasıf Bey, Katibi Hacı Ali Efendi

Tapu Katibi Abdullah Bey

Bidayet Mahkemesi: ( Naib Halil  Efendi başkanlığında), Başkatip Şakir Efendi, Katip Abdullah Efendi, Müstantık Muavini Sadık Efendi; Şeriye Mahkemesi ise, Naip Mehmet Salih Efendi ve diğer görevlilerden teşekkül etmektedir.

Ziraat Bankası Şube Meclisi : Reşid Efendi başkanlığında, üyeler, Hüseyin Ağa, Süleyman Ağa, Vakkas Ağa ile Sandık Katibi Ali Rıza Efendi’den kurulmuştur.

 

Hicri 1312(M. 1894) tarihli Halep-Maraş) Salname kayıtlarında:

Kaymakam Mehmet El Esiri Efendi

            Kaza İdare Meclisi:

Tabiî Üyeler: Naip Hacı Yahya Efendi, Müftü, Malmüdürü Ahmet Efendi, Tahrirat Katibi Hüseyin Bey

Seçilmiş Üyeler: Mustafa Ağa, Mehmet Ağa, hacı Mehmet Ağa, Mehmet Ağa

Mal Kalemi:

Malmüdürü Ahmet Efendi, Muavini Emin Efendi, Refiki Arif Efendi, Sandık Emini Nezaret Efendi

Bidayet Mahkemesi:

Reis Naip H. Yahya Efendi,  Üyeler Ali Efendi ve Salih Efendi, Bidayet kalemi; Başkatip Halil Efendi, İkinci katip Abdullah Efendi, Mustantık Muavini Şükrü Efendi

Nüfus İdaresi:

Memur Vekili Mustafa Efendi, Katip Ökkeş Efendi

Ziraat Bankası Şube Meclisi:

Reis Re(a)şit  Efendi, Üyeler Ahmet Efendi,  Hüseyin Ağa, Süleyman Ağa, Vakkas Ağa, Katip Ali Rıza Efendi

 

 H.1313( M.1895) tarihli  Halep-Maraş Salname Kayıtlarında:

 

Kaymakam Mehmet El Esiri Efendi

            Kaza İdare Meclisi:

Tabiî Üyeler: Naip Ahmet Reşit  Efendi, Müftü, Malmüdürü Ahmet Efendi, Tahrirat Katibi Ahmet Zahit Efendi

Seçilmiş Üyeler: Mustafa Ağa, Hacı Ağa, Hasan Ağa, Salman Ağa

Mal Kalemi:

Malmüdürü Ahmet Efendi, Muavini Emin Efendi, Refiki Arif Efendi, Sandık Emini Yahya Bey

Bidayet Mahkemesi:

Reis Naip Ahmet Reşit Efendi,  Üyeler Ali Efendi ve İbrahm Efendi, Bidayet kalemi; Başkatip Muhittin Efendi, İkinci katip Abdullah Efendi, Mustantık Muavini Şükrü Efendi

Nüfus İdaresi:

Memur Vasıf Bey, Katip Ökkeş Efendi

Tapu Katibi Abdullah efendi, Yoklama katibi Salih Efendi, Reji Memuru Hamdi bey

Ziraat Bankası Şube Meclisi:

Reis Re(a)şit  Efendi, Üyeler Hasan Efendi,  Muhsin Ağa, , Vakkas Ağa, Katip Ali Rıza Efendi

Şeklindeki yönetim ekibinden bahsedilmektedir.

                                                

1891 tarihli Salname de Aksu çayının (30) un üzerinde değirmeni döndürdüğü, aynı yerden doğan Göksu çayından ise bölgede bol miktarda yetişen, ardıç, kamalak(sedir) ve çam kerestelerinin Birecik taraflarına  taşındığından bahsedilmektedir. 1918-1920 tarihli Halep-Maraş Salnamesinde, Pazarcık Kazasının, 10901 erkek, 10271 kadın olmak üzere, toplam (21172 ) nüfusa sahip bulunduğu, bunlardan sadece 12 kişinin gayri müslüm(ermeni) olduğu nufus kayıtlarına dayalı olarak verilmiştir. Bütün salnamelerde, kazada (1) mekteb, (1)camii ve çeşitli dükkanlar bulunduğu belirtilmektedir

 

Pazarcık’ta  1877 yılında kaza  teşkilatı kurulmuştur.  1877-1886 tarihleri arasındaki görev yapan Kaymakamların isimleri tespit edilememiştir. Ancak 1877 tarihinden itibaren Osmanlı Arşiv belgeleri incelendiğinde Halit Efendi’nin Hicri 1304 yani Miladi 1886 tarihinde Kazaya kaymakam olarak atandığı görülmektedir. Yine aynı arşiv belgelerinden farklı tarihlerdeki fermanlarla( Padişah emri)  Pazarcık Kazasına Osmanlı Devleti döneminde atanan kaymakamlar şöyledir:

1886-1887   : Halit Efendi

1888-1891   : Hakkı Bey

1891-1893   : İsmail Hakkı Bey ( Halep Salname kayıtlarında da adı geçmektedir)

1894-1895   : Mehmet Esiri Efendi (                                                                   )

18996-1897 : İsmail Şükrü Efendi(vekalet)

1897-1898   :  Nuri Efendi

1898-1899   :  Sabir Efendi ( Rumkale(Halfeti) Kaymakamlığından nakil)

1899-1900   : Halil Rahmi Efendi (Kızıl Kilise eski kaymakamı)

1901-1901  :  Ali Rıza Efendi

1902- 1904 :    Mehmet Şerif Bey

1904-1905  :   İzzet Bey

1906-1907 :    Hüseyin Fehmi Efendi

1908-1910 :     Mehmet Efendi

1910-1916 :   Halil  Şahap Bey(Paksoy)

 

 

 

 

            Kurutuluş Savaşı Dönemi:

            30 Ekim 1918 de imza edilen Mondros Ateşkes Antlaşmasına dayanarak İngilizler 1919 Şubat ayında  Antep’i işgal ettikten sonra  Maraş’ı de  işgal etmeye kalkarlar. Bunu sezen  Pazarcık ve Narlı  köylüleri Aksu Köprüsünü(halen Narlı’daki bu adla anılan köprü) yakarak İngilizlerin Maraş’a girmesini engellemeye çalışmışlardır.  Ancak İngilizler 22 Şubat 1919 da  Narlı’ya gelirler. Köprünün tahrip olduğunu görünce  yeniden geçebilecekleri bir köprü kurarlar ve  ertesi gün Maraş’a girerler. Başta Zeytin deki Ermeniler olmak üzere diğer Ermeniler bando eşliğinde İngilizleri karşılarlar. İngilizlerin çekilmesi ile Fransızlar 29-30 Ekim 1919 da Maraş’ı işgal ederler. Yine yerli Ermeniler tıpkı İngilizleri karşıladıkları gibi hatta daha taşkın bir şekilde Fransızları da karşılarlar.

          Kurutuluş savaşı yılarında Sivas’ta bulunan Mustafa Kemal başkanlığındaki Temsil Heyeti, bölgenin Fransızlara karşı savunulmasını örgütlemek için Yüzbaşı Kurtoğlu Yörük Selim Bey ile Üsteğmen Asaf( Kılıç Ali Bey)’ı görevlendirmiştir. Elbistanda karargah oluşturan Kılıç Ali ( Yüzbaşı Ali Asaf), Maraş’ın Fransızlarca işgalini Pazarcık Jandarma Kumandanı Ramazan Bey’den haber alınca  iki mitralyöz, piyade ve süvariden oluşan müfrezesini Pazarcık’a göndermiş,  Pazarcık işgale uğramadığı ve Antep ile Maraş arasında önemli bir stratejik merkez olduğu için karargahını buraya nakletmiştir.  Pazarcık’ta üst kuran Kılıç Ali bey, kendisini Elbistanda bir heyetle ziyaret eden Batumlu Ali Efendi ile burada da görüşerek kısa zamanda teşkilatlanmanın tamamlanmasını istemiştir. Maraş Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin Başkanı Komiser

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !