Pazarcık Tarihi - Bölüm 3

Osmanlı dönemi padişah ve saray iradelerinden(yazılı emir) Pazarcıkla ilgili olanlarından bazıları şöyledir:

1. 1814 yılında Mürsel oğlu Haydar isimli eşkiyanın Pazarcıkta ki bazı köylere saldırması üzerine asker gönderildiğine dair irade;

2.  1827 tarihli irade; Pazarcık Büyük Bağdın da(Bugünkü Ulubahçe) firari Seyit Mehmet’ten boşalan kalma tımarın( görevlilere verilen toprak geliri) Mustafa oğlu Mülazım Osman’a verilmesi.

3.   1885 yılında Pazarcık Hükümet konağının tamiri ile ilgili irade;

4.  1886 yılında Pazarcıktan gelen muhacırlerin Halepte Orhaniye isimli köy kurularak yerleştirilmelerine dair irade;

5.  1886 yılında, Pazarcık Kaymakamı İsmail Efendinin kanuna aykırı davranışlarının araştırılması,

6.  1887 yılında Pazarcıktan bazı köylerin alınarak Besniye bağlanması

7.  1887 yılında Yozgat Rışvan aşiretinin hayvanlarından Pazarcık taraflarına bulaşan hastalık için baytar gönderilmesi.

8. 1887 yılında Pazarcıkta bulunan aşiretlerin yerleşik hayata geçirilmesine dair irade;

9. 1888 yılında Maraş Mutasarrıfı( vali) Dede Paşanın Pazarcık kazasında Kılınçlı ve Çakallı aşiretlerine tahsis edilen araziyi çiftlik yapmaya çalıştığı iddiasının araştırılması. (Bu günkü Dede Paşa Köyünün bulunduğu topraklar kastedilmekte olup, köyün ismi de buradan gelmektedir)

10. 1888 yılında Pazarcık’ta görülen sıtma ve ateşli hastalık için iki doktor gönderilmesi.

11. Atmalı aşireti reisi Bozağazade Süleyman  Ağanın halka yaptığı kötülüklerin önlenmesi.

12. 1890  yılında  Pazarcıkta çıkan kolera için önlem alınması.

 

13.  1891-1892 yıllarında Pazarcıka iskan edilen muhacirlerin Hamidiye isimli köy kurularak yerleştirilmeleri hakkında irade;

14 . H.1322 (M. 1904)yılında Pazarcıkta  Mekteb-i İbtadiye( ilkokul) nin kurulması ve okula Padişahın adının( Hamidiye) verilmesi hakkında irade;

15. Pazarcıkta telgrafhane kurulması hakkında irade H 1326 (M.1908)

16. H 1328 ( M.1910)Elbistan Kaymakamı Halil Şahap Bey ile Pazarcık Kaymakamı Mehmet Efendinin beçayişi(karşılıklı değişimi) hakkında irade;

17. H 1331 ( M. 1913) Pazarcık Sulh Hukuk Hakimliğinin Antep - Kilise nakledilmesi hakkında irade;

18. H 1336 (M. 1916-17) Kaymakam Halil Şahap Beyin tayini hakkında irade;

20. 1908 tarihinde,  Pazarcık Hırlakyan Çiftliği öşür mültezimi( vergi toplayan) hakkında verilen karara itiraz eden Agop Hırlakyanın talebinin Pazarcık Mahkemesinde incelenmesi.

21. 1908 tarihinde, Karabıyıklı Derbendi( Geçit)  karakoluna yol yapılması;

22. 1908  tarihinde Pazarcıkta bazı ahalinin hükümet görevlilerine ve bazı memurlara saldırısı nedeniyle Halep ten bir heyet oluşturularak kazaya gönderilmesi ve elebaşılarının cezalandırılması:

23. 1917 tarihinde Pazarcık Malmüdürü  Mümtaz Efendinin yolsuzluğu nedeniyle azledilmesi.

24. 1917 tarihinde Pazarcık Kaymakamı ve arkadaşları ile ileri gelenlerin eşya ve mallarını gasp eden şerli kimselerin cezalandırılması için gönderilen telgraf.

25. 1722 tarihli irade: Pazarcık Nahiyesi Bağdın-ı Kebir (Ulubahçe) isimli köyde  terk edilen tımarın Mustafa isimli şahsa verilmesi.

26. 1730 tarihli irade; Pazarcık Nahiyesinde Osman Dede Zaviyesinin Vakıflarının sahiplerine iade edilmesi.

27. 1818 tarihli irade: Pazarcık Nahiyesine bağlı Karaöyük köyünde İbrahim oğlu Ahmet’den boşalan tımarın Velioğlu Hüseyine verilmesi.

 

Cumhuriyet Dönemi Pazarcıkla ilgili bazı kararlar:

 

1.      16 Haziran 1923, Pazarcık’a muhacir( göçmen) yerleştirilmesi,

2.      26 Eylül 1934 ; Pazarcık’a bağlı Rumoğlu, Kuyumcular, Tahtalı Dedeler, Çolak Ali Çiftliği, Mustafa Çavuş Çiftliği, Kocalar köylerinin Maraş’a bağlanması. Yukarı Höcüklü, Bediran, Gelin Buğday, Dağdancık, Sarıl, Terbizek, Ardıl köylerinin ise Pazarcık’a bağlanması.

3.      1940 tarihinde Çataltepe köyünün Pazarcıktan, Perveri nahiyesine( bu günkü Gölbaşı- Harmanlı Beldesi bağlanması.

4.      17 Ocak 1940  tarihinde Pazarcık Kaymakamı Nurettin AYDIN’ın merkeze alınması,

5.      13 Kasım 1941 Pazarcık Kaymakamlığına Abdullah Parla’nın atanması.

6.      13 Mayıs 1950                                          Lüfi ÖZDEMİR’in atanması

7.      1937 Türklüge hakaret eden Kirni Köyünden Kıro İsmail ve Dede İsmail hakkında soruşturma yapılması.

8.      1936 yılında Pazarcık’taki meydana gelen ve pilotun öldüğü uçak kazasının araştırılması.

 

 

 

 

 

Kaynaklar:

 

1.      Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA)  TD.998 s.430-431

2.      H.1309(1891), H. 1312(1894) ve H.1313( 1895)  tarihli Halep-Maraş Sancağı Salnamesi

3.      1918 Halep-Maraş Salnamesi

4.      Cevdet TÜRKAY; Osmanlı İmp.da Oymak,Aşiret ve Cemaatlar

5.      Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskan Teşebbüsleri

6.      Dulkadirli Beyliği; Editörler: Yaşar Alpaslan, Mehmet Karataş ve Serdar Yakar

7.      Yusuf Hallaçoğlu, XVIII. Yüz Yılda Osmanlı İmparatorluğunun İskan Siyaseti ve

Aşiretlerin Yerleştirilmesi

 

8.      Refet Yinanç- Mesut Elibüyük  1563 Tarihli Maraş Tahrir Defteri Cilt I

9.      Türkiye Coğrafyası Dergisi sayı 32, İstanbul 1997

10.  H. Halil Karaboran , Hatay Maraş Çöküntü Yerleşimi….Fırat Üniversitesi Sosyal

      Bilimler Dergisi 1994.

11.  Besim ATALAY; Maraş Tarihi ve Coğrafyası

12.  E.W.C.Noel; 1919 Yılına  Ait Gezi Notları. Çeviri: Bülent Birer

13.  Süleyman Sabri Paşa ( Van Tarihi ve Kürtleşmiş Türkler Hakkında İncelemeler)

           

Notlar:

Naip: Yardımcı, vekil

Bidayet mahkemesi: İlk mahkeme, davaları birinci derecede

Gören, çözümleyen mahkeme  

                                                                                                                 Halil ARIK

                                                                                                          M.E.B Başmüfettişi

 

             

PAZARCIK KÜLTÜR ÖZELLİKLERİ

 

 

 

 

 

            Kültür konusu genellikle yaşanmış eski kültür odak alınarak işlenmiştir.

 

  1. Bağ kültürü:

Pazarcık yöresinde geçmişe dayalı bir bağ kültürü ön plana çıkmaktadır. İlçe yakınlarında  yer alan “karşı bağlar”  ve “sapaca bağları” en önemli üzüm bağlarının bulunduğu yerler idi. Bu gün karşı bağlar bu özelliğini yitirmesine rağmen Sapaca bölgesi yeniden eski özelliğine kavuşmuş durumdadır. Diğer taraftan bu gün özellikle Kizirli, Yumaklıcerit, Taşdemir, Akçalar, Nacar, Armutlu ,Çicekalan , Ufacıklı başta olmak üzere diğer köy ve yerleşim birimlerinde de bağcılık önemli bir tarım çeşidi haline gelmeye başlamıştır. Şüphesiz ki eskiden “bağ zamanı” kavramı çok önemli süreci ifade etmektedir. Üzümlere “ben” düşmeye başladığı zaman bağlara göçülür, bağ bozumu bittikten sonra yaklaşık, ekim ayının ortalarına kadar bağlarda kalınırdı.Elektirik olmadığından her evden bir lamba ışıltısı bulunan bölgeyi şehir görüntüsüne çevirirdi.

 

Modern bir bağcılık yapılmamasına rağmen, eski kültürün devamı olarak önemli gelişmelere yer verilmektedir. İlaçlama, budama, sürme asmaların dibinin açılması, bakımı vb çalışmalar artık daha düzenlidir. Elete, yeni bağ tiyekleri(asma kökü) “acı tiyek” diye vasıflandırılan aşısız cinslerinden seçilmektedir. Zira hastalığı ve kurumaya dayanıklı olan bu tiyeklerdir. Zaten iki-üç sene sonra aşılanmak suretiyle üzüm vermeye başlamaktadır.

Genel olarak üç grup üzüm çeşidi bulunmaktadır:

1. Sergenlik Üzümler: Sergenlik üzümler erken yetişen, beyaz ”Bandırma(Peygamber Üzümü” ile siyah sergenlik üzümlerdir. Sergen üzümler ya tanelenmek  yada salkımı ile   (Potas(patoz) tozu ile zeytinyağı-kül suyu karışımdan oluşan sıvıya batırılmak, bandırılmak suretiyle serilir ve kurutulur.

 2. Şıralık Üzümler: Bu gruptaki üzümlerin çeşitleri ise, kabarcık başta olmak üzere, azezi, dökülgen, karatümtümü, horozyüreği, kilis karası vb olarak sayılabilir. Bu gruptakiler “sal” denilen tahtadan yapılmış büyükçe bir  kapta ayaklarla tepelenir, suyu çıkarılır. Bu üzüm suyu genellikle büyük kazanlarda kaynatılır siyah pekmez,sucuk,  pestil kırma, bastık; yahut ta güneşte uzun süre bekletilerek “gün pekmeziyapılır. Pestil, sucuk, kırma ve bastık yapımı uzun ve emek isteyen bir işleme tabidir. Pekmezin içine nişasta(nişe) katmak suretiyle oluşan “hapsa” ya  çubuklara dizilmiş ceviz veya badem içleri kazanlardaki haspaya batırılmak ve kurutulmak suretiyle üzüm sucuğu, haspayı beyaz bir metrelik bezlere incecik sermek ve kurutmak  suretiyle bastık, yine bezlere kalınca sermek suretiyle pestil, bu işleme un veya irmik katmak suretiyle de  kırma elde edilir. Şıralık üzümlerin “masere” denilen taştan yapılmış büyük ocaklarda ve geniş-büyük kazanlarda pekmez haline getirildiği bilinmektedir.

3. Yemeklik Üzümler: Bu gruptakiler ise önce yetişen, ağ üzüm, kabarcık ve sonraki aylarda olgunlaşan mahrabaşı(honusü) üzümüdür. Elbette yukarıda sayılan diğer üzümlerde yemeklik olarak taze taze tüketilmektedir.

Bunların dışında, üzümlerin fazla olgunlaşan, hatta çürüyen “ teh” olarak söylenen taneleri toplanmak ve saklanmak suretiyle kışın yenmektedir.

 

 

 

 

 

      Yemek Kültürü

 

  1. Evlenme-Düğün

 

C. Portreler:

 

  1. Hayvancılık Kültürü:

 

Bölgemiz önemli bir hayvancılık kültürüne sahiptir. Pazarcık”ın ahalisini oluşturan aşiretlerin tamamı önceleri göçebe olarak yaşamış ve hayvancılıkla uğraşmıştır. Kitabımızın önceki sayfalarında da açıklandığı gibi  1691-1699 tarihleri arasında yoğun olmak üzere, Osmanlı yönetiminin bu aşiretleri ısrarla Antep, Kilis ve Urfanın güneyine  Halep’in kuzeyine yerleştirmek  istemesine karşılık bu aşiretlerin ( Elbeyli aşireti başta olmak üzere, Sinemilli, Atmalı, Kılıçlı vd) her defasında isyan ve baş kıldırarak  yaylak ve sulak yerlere yani bu günkü yerleşim alanlarına gelmeleri onların göçebe-hayvancılıkla iştigal ettiğini göstermektedir. Çok daha eskilerden gelen bu kültür halende azalarak olsa devam etmektedir. Bu alışkanlık bağlamında, yakın zamana kadar büyük kitleler halinde Pazarcık ve çevresindeki sürü sahipleri (bir sürü 300 küçük baş hayvandan meydana gelir) bahar aylarından itibaren kuzeydeki yüksek dağlara özellikle de Engizek dağına çıkmak suretiyle Güz sonuna kadar orada kalırlardı. Bu günde aynı şekilde yaylaya çıkan grupların olduğu bilinmektedir. Bu yer değiştirmeler belli bir yol izlenerek gerçekleşir. Ziyaret tepesinin  dogusundan geçen, Büyük Pınardan Aksu’ya, oradan da Engizek Dağına ulaşan yol yöremizde  “ Göç Yolu” olarak adlandırılmıştır.

Pazarcık ve çevresinde  küçük baş hayvan( keçi ve koyun) daha fazla beslenmektedir. Bu nedenle hayvancılık kültürünün ana eksenini bu grup oluşturmaktadır. Hayvanların barınma yerlerine ağıl veya köm denir. Yaylada ise çadır kurularak barınma yeri oluşturulmaktadır. Ağıl genellikle açık alanlarda oluşturulan ve çitle çevrilen alan olmasına rağmen Köm(kom)  ev niteliğinde tek katlı ve tek gözlü barınaklardır. Hayvanların çiftleşme zamanı Güz mevsimi ( eylül-ekim) dir. Bu bir nevi  tören havasında gerçekleşir. Teke veya koçlar birkaç ay önce sürüden alınarak özel olarak beslenir ve hırslandırılır. Koç-teke katım zamanı bu hayvanlar süslenir, damat gibi gezdirilir, şenlik yapılır  ve sürüye bırakılır. Şubat-Mart aylarında yavrulama başlar. Yavrular özenle beslenir ve korunur. Ağıllarda ayrı bir bölüm oluşturularak yatacakları yerler kurumuş ağaç yaprakları(gübür) ile yumuşatılır, bir kaç aylık olduktan sonrada anneleri ile birlikte sürüye katılır. Bu katılma esnasında uyum sürecine oğlak çobanı da refakat eder. Oğlakların bir yaşına gelenlerine “Çebiş”, Doğum yapabilecek yaşa gelen dişi keçilere “ gezyarma” doğum yapmayan keçilere “kısır”, bir yaşından büyük olan erkek çebişlere de “teke”;  koyunların erkek olanlarına “koç” dişi ve kuzulu olanlarına “şişek………..”  denmektedir.

Gerek koyun gerekse keçilerin sütlerinden öncelikli olarak yararlanılır. Sütler eskiden genellikle yağ yapılmasında kullanılırdı. Özellikle teresi alınmak suretiyle eritelerek yapılan yağlar(ılınık yağ) yörenin en popüler ve bilinen süt ürünü sayılırdı. Bu günde beslenme uzmanlarının en yararlı ve yağlardan birisi olarak gördüğü bu yağdır. Ancak bu eritme işlemi bu gün maalesef büyük ölçüde terkedilmiş ve tereyağı olarak piyasaya sürümü yapılmaktadır. İkinci en önemli süt ürünü ise yöreye özgü “Pazarcık Peyniri” dir. Özellikle keçi sütünden yapılan ve kaşar peyniri özelliğinde olan beyaz peynir yörenin değil bölgenin ve bilenlerinde en rağbet ettiği peynir türüdür.  Sütün kaynatılarak maya katmak suretiyle elde edilen teleme kısmı, küçük torbalarda suyu akıtılmak suretiyle top haline getirilir ve piyasaya sürülür. Şüphesiz ki  bu peynirin saklanma ve tüketilme biçimi de değişiktir. Teneke veya kaplarda saklanması için gerekli tuzlu suyun ölçüsünün bulunması “ayarının verilmesi”,  yenecek zaman akşamdan çıkarılarak tuzunun alınması, sıcak suda bekletilerek son tuzunun alınarak dilimlenip servise sunulması özel bilgi işidir. Hatta  dilimlerin yanmaz tavada kızartılarak sofraya sunulması muhteşem bir damak tadı bırakmaktadır. Sütten elde edilen yoğurt, çökelek, lor, önemli tüketim ürünleri arasındadır. Özellikle yoğurtun tarhana yapımında kullanılan ana madde olması tüketimini artırmaktadır.

Koyun ve keçinin yün ve kıllarından yapılan, giysiler, çuvallar, kilimler, halılar, torbalar, heybeler yöremizin değerli kültür varlıklarını oluşturmaktadır. Bu dokuma işleri, bir çok evin alt katında kurulan “ıyım”  da denen tezgahlarda yapılmakta idi. Bu dokumalarda  kullanılan motiflerden bazıları şunlardır:………………..

     

 

  1. Çiftçi Kültürü:

 

Bölgenin en eski sürüm ziraat aleti “karasaban” dır. Karasabanın ucunda toprağa derinlemesine giren bir “ demir”, demirin takıldığı eğiilmiş ağaçtan yapılmış tek elle tutulan “An(g)ek”,  ve bu donanımın boyunduruğa bağlandığı uzunca bir ağaç(Ok), “Ok” ile (an(g)ek) i birbirine bağlayan yine ağaçtan yapılan “ kılıç” ve “kocacık”. karasabanın kısımlarını oluşturur. Bu donanımı,  bir ucuna sivri bir çivi, diğer ucuna da sabanın çamurunu temizleyen demir “labıt” takılan “meses” tamamlar. Şüphesiz ki  karasabanı öküzlere bağlayan “boyunduruk”, boyunduruğun  öküzlerin boynuna takılan kısımlarını oluşturan “samılar” ve bunların bağlama  ipleri(samı ipi)  diğer önemli kısımlardır. Tahılların hasat edilmesi ve sapından ayırılması için kullanılan alet ise “gem” yanı “döven”dir. İki büyük kalasın birleştirilmesi ve alt kısmının çakmak taşları yerleştirilerek dişlenmesi suretiyle oluşturulan ve harmanda kullanılan önemli bir tarım aletidir. Bu alet de tıpkı karasaban gibi iki öküz tarafından boyunduruğa  takılarak, harmandaki sapların samanları ile tanelerinın ayrılması işleminde kullanılır. Saplar döven ile küçük parçalara ayrılır yani“malama” yapılır ve   savrulacak  hale getirilir. Malama tane ile samandan “yaba”  ile rüzgarlı havada savrularak ayrılır ve  samandan ayrılan tanelere” Çeç” adı verilir.

Ekin ilk kez Güz mevsiminde iki türlü ekilir. Birincisi yağmurdan sonra “darbızı” yani ekilecek nitelikte tavı olan toprağa veya kuru toprağa yani “ Gubara” ekilir. Nohut, pamuk, mercimek, küşne(burçak), mısır,darı ile bahçe bitkileri(domates,biber,patlıcan,kabak vb) ürünlerin ekimi ise mart-nisan-mayıs ve daha sonraki aylarda ekilebilmekte veya dikilebilmektedir. Ekimi yapılan tohuma (bider) denmektedir. Bider ekimi önceleri tarlaların “evlek” haline küçük parçalara ayrılarak bölünmesinden sonra sırtlara asılan heybe veya torbalara konularak saçılır ve arkasından karasabanla-pullukla  toprağa karıştırılır. Ancak daha sonra makina tarımına geçilerek ekim işleri traktör ile yapılmaya başlanmıştır. Tohumun topraktan çıkması ve yeşermesinden itibaren “göcek” diye adlandırılır. Genel olarak da bütün tahıl-hububatın tarlada bulunduğu süre “ekin”  denmektedir. Bölgede tahıl hasadı  Mayıs ayının sonunda öncelikle, arpa, mercimek ürünlerinde başlar ve temmuz ayına kadar devam eder. Nohut,mercimek, burçak vb ürünlerin hasadı elle veya küçük orak(galiç) ile yapılırken, buğday, arpa gibi uzun saplı ürünlerin hasadı ise “orak” ile daha sonraları ise beçer-döver ile yapılmaya başlanmıştır. Orak ile veya elle toplanan saplar önceleri küçük “deste”ler, bazen büyük desteler ”kitiz” haline getirilir daha sonra ise özellikle kadınlar tarafından sırtta taşınarak ”şelek” ile  “harman” haline getirilir. Harman yerinin oluşturulması işi de zahmetlidir. Özellikle kuru toprak üzerine su akıtılmak veya taşınmak, loğlanmak suretiyle sertleştirilir. Harmana taşınan bütün ürünler “gem” denilen aletle günlerce  ufaltılarak “malama” haline getirilir, orta yere yığılarak  “yaba” ile savrulmaya başlanır. Taneler samandan ayrıldıktan sonra “ çelik” denilen ve yaklaşık 11 kğ ölçeğindeki ölçekle kıldan örülmüş çuvallara veya telislere doldurulmak suretiyle evlerdeki ambarlara taşınır. Samanlarda büyük haralarla sıkıca doldurularak evlerdeki samanlıklara dökülür. Bu taşınma işlemleri önceleri çok zahmetli olarak hayvanlarla taşınırken doğal olarak daha sonra motorlu araçlarla yapılmıştır. Elbette bu işlemler makine tarımına geçildiğinde bırakılmıştır.  “Patoz” denilen harman makinası ve daha sonra biçer döver ile hasat yapılması  işlemleri başlayanıca “gem-döven” kullanımından vazgeçilmiştir, Bu gün gerek karasaban, gerekse döven  takımları ancak nostalji olarak bulunmaktadır.

 Bahçe bitkileri tarımında ise yoğunluk domates olmak üzere, patlıcan, biber, fasulye, bamya, kabak, salatalık, azda olsa lahana vb üreteciliği yapılmaktadır. Özellikle Kartalkaya Barajı istimlakine giden “Ark altı” ve Aksu Vadisinde önemli oranda sebze ekimi yapılmakta idi. Ancak daha sonraları ekim başka alanlara kaymıştır.

Modern tarım yapılmaya başlandığından itibaren başta pamuk olmak üzere, şeker pancarı, mısır ekimine daha ağırlık verilmektedir.

 

 

  1. Giyim:

Erkek giysileri: Erkeklerin genel olarak otantik giysileri, yünden yapılmış işlemeli aba veya “fermani” de denilen “sako”,ceket ve bunların içerisine, çeşitli kumaş( bez veya ipekli işlemeli) yakasız işlik(gömlek), işliğin üzerine  ve mutlaka kuşak. Kuşak yerine bazen, bu günde bele takılarak kullanılan cüzdanlara benzeyen, deriden yapılmış “gubur” denilen çok gözlü kuşak kemer takılır. Yine önceleri kıl-yün dokuma, daha sonraları ise fabrika kumaşlardan yapılan ve bazen sırma işlemeli şalvar; ayakkabı olarak da ham deriden yapılmış “hamçarık” veya işlenmiş deriden yapılan çoğunlukla kırmızı renkli bağcıklı postal; başa takılan yünden-keçeden yapılan “börk” ile  sarık  yörenin erkek giysilerinin en eski örneklerini teşkil eder. 

 

Kadın giysileri:  Kadınların en önemli giysileri bu günde hala kullanılan “üç etektir”. Önceleri elle dokunan yün kumaşlar daha sonra yerini dışarıdan gelen, çok renkli, parlak kumaşlar(     …………) dan yapılan bir giysidir. Üç eteğin içinde mutlaka yine işlemeli veya sade gömlek(işlik) veya zıbın yer almaktadır. Üç eteğin altında ayağı büzmeli işlemeli kadın şalvarı bulunmaktadır. Kadınların da mutlaka bele bağlanan bir kuşağı bulunurdu.Başa genellikle renkli poşu takılır. Bu poşular, takılma ve bağlanma şekillerine göre, kadın poşusu, gelin poşusu diye ayrılır. Ayaklarda ise işlenmiş kırmızı deriden yapılan, altında “nalça” denilen demir takılı “yemeni” giyilir.

Kadınlarda en önemli takılar ise gümüş takılardır. Çok güzel işlenmiş, değişik motiflerle bezenmiş, gerdanlık, bileklik, kemer, alınlık en popüler takı grubunu oluşturur. Diğer yandan;  “Keramusa(doğrusu:geremise)” denilen büyük altın, “ Reşat Altını”“Beşi Bir yerde” , düşük ayar altından yapılan “ Gazi”  ise altın takı grubunu oluşturmaktadır.

 

Şehir ahalisinde ise: Erkek giysileri olarak yukarıda sayılanların yanında, üst tarafı bol alt tarafı dar “potur pantolon”, çok düğmeli ceket, kalpak, daha sonra şapka ve fötr şapka siyah deri iskarpin veya çizme önemli giysileri oluşturur. Kadın giysileri ise yukarıda belirtilenlerin dışında, tayyör, şapka, çanta diğer giysiler olarak görülmektedir.

 

 

 

  1. Bahçe Kültürü:

 

  1. Oyun-folklör kültürü

 

I.  KARACAOĞLAN

 

  1. Çocuk Oyunları: Birdir, arası gitti, kuduzo, löde, çelik çomak, kızgın taş bulma,

 

 

 

 

KARACAOĞLAN:

 

Pazarcık ve özellikle Harmancık Köyü çevresinde Karacaoğlan ile ilgili bir çok bilgi bulunmaktadır. Karacaoğlanın şiirlerinde bölgede halen aynı isimle söylenen yer isimleri geçmektedir. Bunların en önemlisi “ Eğrikol Deresi”  ile “ Aksu Köprüsü”dür.  Eğrikol Ulubahçe Köyünün doğusunda yer almaktadır. Aksu Köprüsü ise Narlı’ daki halen kullanılan ve eskiden tahtadan yapılı olan köprüdür. Yine Keferdiz de bölgede yer alan tarihi özelliği olan Sakçagözü dür.

 

            Şiir şöyledir:

 

            Kalk gidelim atım harap haneden

            Kısmetimiz versin Mevlam, yaradan

            Eğri Kol’a varam yedirem atım

            Gece Eğri Kol’da yatalım atım

 

            Atıma bineyim edeyim sökün

            Sağıma soluma hamayıl takın

            Ağyar ırak derler Keferdiz yakın

            Gece Eğri Kol’da yatalım atım

 

            At ile Kırım’ı aştıkdan geri

Dizgini boynuna düştükten geri

Aksu’yun köprüsün geçtikten geri

Bu gece Maraşta yatalım atım.

 

Maraştan ötesi uzak  bir yoldur.

Tatar Deresinde dizginin kaldır

Öğle namazını Göğsun’ da kıldır.

Bu gece Göğsun’da yatalım atım

 

Eyi derler Elbistanın ovası

Yaz getirir ılık ılık havasın

Koca Binboğada şahin yuvasın

Gece Binboğada yatalım atım

 

Atım Öğrek’te dokudam çulun

Üç güzele ördüreyim palanı

Som gümüşten döktüreyim nalını

Bu gece Öğrek’te yatalım atım

 

Karac’oğlan der ki  yarın var ise

Ağyar ile muhabbeti yoğ ise

Atım sende küheylanlık var ise

Gece yar koynunda yatalım atım

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !